Tuesday, December 29, 2009

Saturday, December 26, 2009

If I were a Rich Man


Yılbaşları eğlencesinden oldum olası hiç haz etmedim. Doğumgünlerini de sevmem. Zorla eğlenmek zorunda olmak çok sıkıcı, sanki yapılması gereken ödevmiş gibi. 31 aralıkta program yapıp gülüp eğlenmek zorunda hissediyordum ve bundan da çok muzdariptim. Benim istediğim sadece hayal kurup, yeni dileklerde bulunmak. Bol bol yemek yemek..evde yaymak v.b. Milli piyango ya çıkarsa ne yaparım düşleri arasında kaybolmak. Planlar yapmak yeni yılda blablabla...

Bu yılbaşı birileri beni cezalandırdı; “her yılbaşı hep mutsuzdun al şimdi sana yılbaşı gecesi program yapmana gerek yok... otur iş yerinde çalış!!! ŞANGIRTTTT MANGIRT....” suratıma bir tokat geldi. Dediğim doğru, benim programım bu yılbaşı gecesi iş yerinde çalışıyor olmak. Umarım birileri dışarıda eğleniyor olur...

Bu arada iş yerinde olsam da bir saatimi en az hayal kurarak, ya zengin olursam neler yaparım gibi planlar yaparak kendi kendimi eğlendiriyor olacağım.


If I were a rich man,Ya ha deedle deedle, bubba bubba deedle deedle dum. All day long I'd biddy biddy bum...

Thursday, December 24, 2009

Trafik Kazası durumunda Yapılması Gerekenler

İstanbul’da Trafik Kazası durumunda yapılması gerekenler;


· Tek başınıza trafikte kaza yapmamaya çalışın. Hatta tek başınıza bayan olarak kaza yapmayın.
· Kaza yapmanız durumunda gerekli olacak en önemli şey yanınızda sakin ve bilinçli arkadaşlarınız olması.

Biraz önce İstanbul’da ilk kazamı yapmış bulunmaktayım. Hatam yok pardon var; trafikte bulunmam bile bir hata.

Kazayı yaptıktan sonra biraz sarsıldık ama kimsede herhangi bir sorun yok. Gerekli bütün işlemleri çok sevdiğim arkadaşlarım halletti. Tek başıma olsaydım, hiç bir şeyi beceremezdim. O ortamda oturur ağlamaya başlardım. Panik ataklarımdan kurtulmam lazım. Aslında panik yapılacak hiç birşey yok. Gerekli telefonlar arandıktan sonra herşey halloluyor.



P.S: Serdar, şahin ve en çok Çağla'ya teşekkürlerimi bir borç bilirim... Hepinizi yemeğe götüreceğim.

Monday, December 21, 2009

Women come to New York for the two L's: Labels and Love



Aşk üzerine niye hiç yazmak istemiyorum bilmiyorum. Aslında tam merkezinde duruyor insanoğlunun galiba, hatta onun için soluk alınıyor. Dün Sex and the City filmini izledim. “Love” ne çok yerde kullanılmış, Carrie’nin anahtarlığı love, password love, duvarkağıdı kocaman LOVE v.s. Carrie's girlfriends; Samantha[the sexpot], Charlotte[the sweet naif] ve Miranda[the rigid perfectionist] hepsinin yeri farklı bende ama her zaman olduğu gibi favorim Samantha. Filmin devamı için sabırsızlıkla bekliyorum.

Sunday, December 20, 2009

2010 Resmi Tatil Günleri

Çok sevgili dostum pınarımım benim için çok önemli olan bilgilendirme maili atmış. 2010 resmi tatil günleri :) :) :)
Tatil hayalleri bu günlere göre kurmaya başlayabilirim.

Friday, December 18, 2009

Piacere del Caffe'

I have to confess, kahveye bağımlı yaşayan bir insanım. Sabahları kahve içtiğim zaman kendime gelebiliyorum, yüzüm gülebiliyor ve serviste kitap okuyabiliyorum. Peki kahve ile başlamazsam güne, serviste uyumaya başlıyorum, başım ağrıyor kıssadan hisse mutsuz oluyorum. Bu bağımlılık geni anne tarafından geliyor büyük ihtimalle, genlerimde var yapacak bir şey yok. Kahveye bağımlı olmaktan mutluyum, severek içiyorum. Kahve güzel bir kültür, bir sene Italya’da yaşadım, onların kahve içme stilini de benimsemiştim. 1euroya minik şeker İtalyan kafelerde duruyorlar ve espresso shut yapıyorlar, bence mükemmel bir zevk.
Amerika ise starbucks kültürü yaygın gibiydi, orada olduğum sürece güzel, çalışan, bakımlı bayanların elinde starbucks kahveleri vardı. Sadece amerikada gözlemlemeye gerek yok, sevgili vatanımda pek özendiği için o memlekete bizlerde de gözlemlenebilir alttaki durumlar; (bence her türlü yakışıyor)







Wednesday, December 16, 2009

Expectations from the New Year

Herkesin 2010 yılında yeni hedefleri, yapamadıklarını bu yıl yapma planları, dilekleri ve umutları vardır. Benim bu yıldan beklentilerimi pazartesi gittiğim fasılda düşünmeye başladım. (alkol şişede durduğu gibi durmuyor) Öncelikle kendime daha fazla vakit ayırmak istiyorum, aileme arkadaşlarıma sevdiğim herkese daha çok vakit ayırmak istiyorum.
Spora gitmek istiyorum, sevmesem de spor yapmak istiyorum en azından yoga ve yüzmek. Bol bol kitap okumak istiyorum, daha çok ve güzel filmler izlemek istiyorum. Görmediğim en az 2 ülke görmek istiyorum. Güzel yemekler yapmak ve güzel yerlerde lezzetli yemekler yemek istiyorum. İtalyancamı geliştirmek için kursa başlamak istiyorum. Vespa istiyorum. Apple istiyorum... Mutlu olmak istiyorum. Sağlıklı olmak istiyorum. Gülmek istiyorum. Bol bol eğlenmek ve az çalışmak istiyorum. Aşık olmak istiyorum. Çok şey istiyorum ve aslında bir şeyleri kalıba sokmak yerine beni mutlu, huzurlu ve eğlenceli hissettirecek şeyler istiyorum.
Olur mu olmaz mı bilmiyorum ama we’ll see...

HairStyle







Üç modeli de istiyorum. Mümkün mü? Hangisi en çok yakışır acaba görüşü olan var mı?

Tuesday, December 15, 2009

Deneysel Soya Soslu Sarımsaklı Karides Tarifi

Yemek pişirme sanatıyla ilgili profesyonel bir eğitimim maalesef yok. Yemek pişirmek sevdiğim bir aktivite, tarifleri alarak kendime göre deneysel yeni lezzetler oluşturuyorum. Anne figürü bizim aile de yemek yapmaz. Yemek yapmayan bir annem olduğu için kendimi mutfaklarda bir şeyler deneyerek bulurdum hep. Bazen o kadar çok alışmıştı ki annem, işten eve gelmeden önce arar yemekte ne yaptığımı sorardı. Bir kaç kere de “anneeeeeem açım” dediğimi hatırlıyorum, cevap olarak “napabilirim bende açım” cevabıyla karşılaşırdım.


Yemek yapmaması konusunda bir sıkıntım yoktur, kendisi çok çalışır. Zaten bu sayede yemek yapmak gibi güzel bir alışkanlık edindim. Tek başıma yaşarken çok şey deneyebileceğimi düşünürken bu kadar çalışma koşulunda neden annemin yemek yapmadığını anlıyorum.
Karidesi çok severim. Karides ile deneyebileceğim güzel bir şey düşünürken bulduğum deneysel mükemmel lezzetli yemeği burada paylaşmak istiyorum.

Soya Soslu Sarımsaklı Mükemmel Karideslerim
(2 kişilik)

· 3-4 çorba kaşığı zetinyağı
· 4-5 diş sarımsak
· 300 gr karides (kabukları ve içi temizlenmiş olması önemli, bir de onunla uğraşmayın)
· Bol bol taze öğütülmüş biber (marketlerde karabiber gibi karışık satılan taze biberler var)
· 1 çorba kaşığı soya sosu
· Az miktar çok ince dilimlenmiş maydanoz

Yağ tencere kızdırmaya alın ve sarımsaklar ile birlikte bir dakika civarı karıştırın (mümkünse tencereyi sallayarak karıştırın,tadını bozmamak adına). Daha sonra Soya sosu, karides ve maydanozları ekleyerek 4dakika civarı karıştırın.Taze öğütülmüş biberleri de pişmeye yakın atın. Servise hazırdır afiyet olsun. (Bol tuzlu seviyorsanız soya sosunu arttırın, tuzdan kaçının)

Friday, December 11, 2009

Great Wen


Paraya küs olduğumu bir önce ki blog yazımda belirtmiştim. Hala küsüm ne zaman da barışırım bilmiyorum. Dün çalışırken bitmek bilmez haftayı kapatmak için uğraşırken London bahsediliyor. Dedim aysennnnn.... bilet ne kadar buradakiler atıp tutuyor. Sen ne kadar ne ile gittin?
Ulan dedim Aysen diyor böyle böyle, bir yerlere ışınlanmam lazım hazır biletler de ucuz Londona ben de niye böyle bir çılgınlık yapıp kendimi iyi hissetmeyeyim.
Kendi kendime konuşmaya başladım. İçimdeki maceraperest ben v.s içimdeki korkak ben
Maceraperest Ben: Nisan ayı için bilet şimdi alsam ne olacak, olacak şey kendimi iyi hissetmek olacak. Yapar mıyım yapamaz mıyım??? Baktım biletler ucuz hadi al...al işte ne olacak... Londonu görmedin al bebeim..
Korkak Ben: yaa ben bu gece yastığa başımı koyayım sonra alırım acelesi yok
M.Ben: Hayır al işte düşünecek ne var
K.Ben: Yani şimdi izin alamazsam
M.Ben: Al bileti ,biletin olursa iznini de alırsın vizeni de...hadi
K.Ben: Yok yok, ben bu akşam bir düşüneyim

Maalesef korkak ben ağır basıyor....bilet milet bir mok alamıyorum.benim bu halim ne olacak


Wednesday, December 9, 2009

How To Make Money From Your Blog

Para nedir ne işe yarar? Şuanda benim için pek bir anlamı olmayan kağıt parçası hatta elimin kiri:P Para denen resimli kağıt parçasını pek sevmiyorum bu aralar. Ne garip iştir ki sevdiğim insanları görmemi engelliyor, o kağıt parçasını kazanmak yüzünden istediğim zaman ailemi göremiyorum. Kendilerine küsmüş bulunmaktayım.

Monday, December 7, 2009

Contemporary Istanbul

Hafta sonunu yoğun yoğun geçirmeye özen gösterdim. Aslında bu haftasonu aralığı benim için Cumartesi 20.00da başladı, o saate kadar çalıştım. Kendimi iş çıkışı Kumkapı’da buldum. Arkadaşlar eğlenceye 2saat önceden başlamıştı. Alkol sayesinde herkes çok sevimliydi. Vur patlasın çal oynasın. En sevdiğim kardeşimin cümlesini aktarıyorum “İstanbul’a gelip de Kumkapıya gitmedik dememek lazımmış”. Göbekler atılmaya başladı ve bir daha durduramadık kendimizi. Gecenin devamı oldu ama maalesef ertesi günü baş ağrısıyla karşıladım. Aslında ben ne zaman dışarı çıksam ertesi gün ağrı kesici almadan yapamıyorum.

Her zaman gitmekten çok zevk aldığım Rumelihisarı’nda yer alan Kale’de kahvaltı keyfiyle güne başladık. Gerçekten denize sıfır, köy kahvaltısı kıvamında salaş, çok lezzetli omletleri olan bir yer. Bir kere ben kahvaltıda çayı sınırsız isterim ki sürekli bir tepsi çay geliyor ortaya bittikçe alıyoruz.

Devamında Lütfi Kırdar Kongre Sarayında Contemporary Istanbul Art Fair gittim, anlatılmaz yaşanır. Dünyanın dört bir yanından gelen eserler sergileniyordu. Maalesef dün son günüydü, keşke bir kere daha ve bir kere de daha gidebilseydim. Sonrasında taksimde alışveriş niyetindeydim ama gel gör ki yorgunluk ağır bastı. Yine de azimle taksime doğru yolumu belirledim, bir iki parça bir şey alarak sonrasında kardeşimi bekleme arifesinde en sevgili akıllı arkadaşım Pınarı ve onun yabancı nişanlısı Walter ayak üstü muhabbet. Yorgunluk olmasa bol bol zaman olsa neler yapacağım?
Pazartesi günü ne var?

....

.....

.... İş var...

Saturday, December 5, 2009

Dünya Rakı Haftası


Bugün ben de Kumkapı'da Dünya Rakı Haftasını kutluyor olacağım. Program arkadaşlar sayesinde yapılmış ve yerler ayırtılmıştır. Rakı haftası bahane Deliye her gün bayram;)
"Rakı şişesinde balık olsam"
Orhan Veli.

Friday, December 4, 2009

Öğretmenim canım benim...

ben eğitim vereceğim mümkün değil,oluru yok, sinirlerim, kendimi gerçekten hoca zannederim. Anlamayanları cezalandırırım. Havaya girdim bile ve uzunundan bir cetvel aramaya başladım ama cetvel işi komik oldu. Eğitim vereceğim kişiler fabrikada çalışan operatör arkadaşlar. On elim on cetvelim olsa fayda etmeyecek. İlk vardiya ile eğitimim başlayacak. Nasıl uyanacağım o saatte arabamı alıp birde şehir değiştireceğim, zaten salonda uyuya kalmışım film izlerken. Filmi de anlayamadım, uyuya kaldığım için de alarmı set etmeyi unutmuşum. “Saat kaç???” “06:40” koşuşturma başlıyor... Ben banyo yapmadan ve kahve içmeden uyanamam. Banyo işleminden sonra kahve yapmaya vaktim yok ve uzun ve bir araba yolculuğum var. Aşağı arabaya gidiyorum anahtarı evde unutmuşum tekrar anahtarı aramak için eve. Yola çıkıyorum benzinim bitmiş. Yapacak bir şey yok sakin olmam lazım, panikledikçe daha çok gecikiyorum. Yağmur zaten var, küçücük yağmurda bile İstanbul trafiği felç durumda. Kendime benzin aldığım yerden tost ve kahve alıyorum, güzel müzik eşliğinde İstanbul’dan çıkarak Kocaeli’ne varıyorum. 20dakikalık gecikme ile eğitim salonundayım. “Arkadaşlar hemen başlayalım...” “aa... biraz bekleyelim, daha gelecekler var”. Yüzümde bir gülümseme bu kadar panik yapmamam gerektiğini söylemiştim kendime. Eğitim başlıyor. Anlatıyorum ve tekrar anlatıyorum ve yine anlatıyorum sonra tekrar anlatıyorum. Hadi birlikte yapalım diyorum, neyse bu konulara çok fazla girmemem lazım ama anlıyorum ki birilerine bir şey anlatmak çok zor. Özellikle de benim birisine bir şey anlatmam çok sakıncalı. Beni tanıyanlar bilir, en yakın arkadaşlarımdan Pınar ki fazlaca zekidir kendisi üniversitede bir şey anlatırken, anlamadı ve tekrar bir şey sordu diye çok içten ve inanarak “gerizekalı ciyakkkk” dedim kütüphanede. Herkesin bize bakmasına mı utansam Pınarımdan mı utansam bilemiyorum. Sonra çok özür diledim ama olan olmuştu. Bu herkesin başına gelmiştir öyle ya da böyle; ama şimdi anlatacağımdan dolayı bende nefret etmeyin. Aysen bal kabağıma da bir şeyler anlatıyorum ve anlamadı soru sordu ve ... şılankkkkkk, o tokadı nasıl atarım en sevgili arkadaşıma, diyorum size çok sinirleniyorum. Balımmmm hala bin beş yüz kere daha özür diliyorum. Operatör arkadaşlarla olan eğitim maceramı burada sizlere anlatmak çok isterdim ama yapamayacağım. Eğitim sırasında zaman ilerledikçe ses tonum değişiyordu ve sonlara doğru birisi "başınızı çok mu ağrıttık" dedi sonra diğeri "cehalet kötü bir şey" dedi kendine, ağlayacaktım. Sonraki anlarımda şeker gibi davranmaya çalıştım.
bu fotoyu aysenime armağan ediyorum, gelecekteki kütüphanesi böyle olacak biliyorum hatta o merdiveni de ben hediye alacağım;

Wednesday, December 2, 2009

Aircraft Fear

En sevdiğim kardeşim ile bir daha aynı uçağa binmeyeceğim. (büyük konuşmamakta fayda var)Eminim kimse uçuş keyfini kardeşimle birlikte baygınlık geçirerek, en tepedeyken “inecek varrrrr” diye bağırarak geçirmek istemez. Uçak korkusu ne demekmiş öğrenmiş oldum. Kalkerken yüzü sap sarı kesildi. Saçma sapan aklını dağıtmak için konuşmaya başladım. Onun yüzü daha da sarardıkça hatta bu renk olunca korkmaya başladım, midesi bulanıyordu. Öleceğinden emindi, annem için üzülmeye başladı. “inecek varrrrr ciyakkkk” diye kardeşime eşlik ederek bağırıyoruz. Servis gelince ikimize de kırmızı şarap alarak kafasını dağıtıyorum. Uçak inişe geçince uçağın yere paralel olmadığını iddia ederek tekrar fenalaşıyor. Ankara’ya toprağa basınca “korkuyorum ama çok mantıklı uçak” diye bir cümle ederek benim sinirlerimi daha da bozuyor.
Neyse İstanbul dönüşünde bu kadar korkamaz diyerek uçağa gidiyoruz. Şimdilik her şey yolunda azıcık panik durumda. Olan oluyor ve uçak sallanmaya başlıyor ve işteeeeee.... kardeşim bayıldı, hiç bir şey yapamıyorum. Yanımda kolonya da yok. Bileklerini ovuyorum ama işe yaramıyor kardeşceğizim hala baygın. Benim sinirler iyice bozuluyor. Bir daha onunla aynı uçağa binmeyeceğim ya da ayrı koltuklarda oturacağım çünkü kardeşimi o halini görmek istemiyorum, uçak korkusu yüzünden kalbine zarar verdiğinin farkında değil.

Uçak kazasının başımıza gelme ihtimali, 11 milyonda bir. Yani 10.999.999 kere iyi bilet çekiyorsunuz, bir kere kötü bilet

Lost & Found


Bavulum hala ortalarda yok. Yanıma alabilirdim ki Ankara’ya gidişte yanıma almıştım. Bu sefer taşımayayım nasıl olsa en sevdiğim kardeşim bavulunu veriyor diye bende verdim. İstanbul Sabiha Gökçen havaalanında benim el çantam rampadan çıkmıyor.
Lost and Found uğrayıp, kayıp bavulumu bildiriyorum. Bilgilerimi bıraktıktan sonra elime iki kağıt veriyorlar. Okuyup yapmam gerekenleri yapacağım. Gecenin bir vakti telefonum çalıyor. “Bavulunuzu bulduk!!!” uykumun ortasında sevinsem mi üzülsem mi anlayamadım ama hala o bavulcuğum elime geçemedi.
Pegasus havayoluyla maceram bu kadarla bitmiyor ama burada anlatıp ifşa etmenin anlamı yok çünkü Pegasus ile yine uçar mıyım, uçarım maalesef bütçeme uygun ama.

Tuesday, December 1, 2009

Healing Water

Sis nedeniyle Ankara’ya uçuşum gecikti, tahmin ettiğim gibiydi. Dönüşüm de baya olaylı oldu. Gecikmese olmazdı sadece gecikmekle kalmadı bavulumu kaybettiler.

1.gün bol dinlenme zamanım başlamış oldu. Sabah kahvaltı aile ziyareti... Haymana’ya gidiş. Termal sularda şifa bulacağım planda ve kese-masaj da tabiî ki de yaptıracağım. Her şey mükemmel planladığım gibi. Masaj bir miktar yorgunluğumu alıyor. (Her gün bir sene boyunca yaptırmam lazım bütün yorgunluğum için) Gerçekten yolunuz düşerse hatta Ankara’da oturanlar için güzel bir dinlenme aktivitesi. Burada insanın ömrü uzar.

7 kocalı Hürmüz... film hakkında çok fazla yorum yapmak istemiyorum ama buradan duyurulur kıyafetler ki mükemmel kostümler vardı gittigidiyor.com’dan satışa verilmiş mor çatı kadın sığınma evi için. Nurgül Yeşilçay çok iyi oynamış, o rolü gerektiği gibi oynayacak başka isim bulamıyorum. Eğlenceli vakit geçirmek için ideal bir film.

Günün sonuna gelirken bana yorgunluk geliyor...Kardeşim için gece daha bitmedi (cafe bien, flat, nada, if.... Ankara’da başka gidilecek adam akıllı yer bırakmamış)

2.gün işte olan oluyor ve yataktayım. Etrafımda doktor çok veriyorlar avucumun içine tonlarca ilaç 2gün sonra ayaktayım. Diyorum yapmayın etmeyin ben biraz daha yatıp dinleneyim, işe gitmeyeyim ama çoktan iyileştirmişlerdi beni.

Ankara’da yapacağım planlarım vardı ama olmuyor. Koç müzesine minyatür odalar sergisine gidecektim güya. Planlarım ertelendi.

Thursday, November 26, 2009

The Cup of Silence

Bugün Ankara’ya gidiyorum ama bakalım uçak kalkabilecek mi kalkıp inebilecek mi? Sabah sis ile uyandım maalesef. Havaalanına gittiğim zaman uçak iptal oldu derlerse o zaman görün en sevdiğim kardeşimle benim perişanlığımı.
Ankara da güzel planlarım var. Bol bol dinlenmece...bol bol! İhtiyacım var dinlenmeye, sevdiğim insanlarla olmaya. Yahya Kemal Beyatlı’nın en hoşuna giden tarafı Ankara'nın İstanbul’a dönüşüymüş ama ben seviyorum küçük denizimde yüzmeyi, kocaman okyanusta kaybolsam fark edilmem bile.

Tuesday, November 24, 2009

Better to light a Candle

Blog oluşturduktan sonra her gün yazmak istiyorum,ben burayı sahiplendim duyduk duymadık demeyin.
Aşktan mı bahsetsem acaba, başımda kendilerini sevdiğim bir bela var. Başlasam anlatmaya,derdime derman olur mu burası? Kendisi daha blog sayfamı okumadı acaba buradan ona mesaj mı yollasam. İstediklerimi burada belirtsem, wishlist oluştursam kendilerine işe yarar mı? Ayy ben bu fikri çok sevdim.
Kitaplardan bahsetmek isterdim ama aşk ağır bastı. Güzel duygu, yaşanmasa olmaz, hayatı güzelleştiren kavram. Yalnız karşınıza benimkisi gibi birisi çıkarsa işiniz zor. Kendileri iyi güzel de bir şey yaptırmak için çok zorlanıyorum. 100 kere söylemeden yapmıyor, yaptırana kadar canım çıkıyor halim kalmıyor.


Monday, November 23, 2009

Change the Channel

Televizyon izlemekten nefret ediyorum. İnsan ne öğrenebilir ki beyni uyuşturmaktan başka. Düzenli olarak izleyenleri de anlayamıyorum. Çok uzun zamandır 1 saatten fazla televizyon karşısında oturmuşluğum yoktur, otursam işkence yapıyorlar sanırım. Benimkisi süs amaçlıdır, film keyfim vardır ki zamanında verdiğim tonlarca parayı bi kaç senede çıkartabileceğim. Aaa hiç dizi izlemem diyemeyeceğim dizi zevkim vardır. Hayatta vazgeçemediğim sex and the city, friends. Kopamıyorum onlarsız olamıyorum. Çeviriyorum izliyorum izledikçe çevirip tekrar izliyorum.
Bazen gazete bazen aile ortamı bazen arkadaş ortamında birilerini söylüyorlar. İzzet Bilmem Ne, Bilmem Ne Yıldızhan benim tepkim “aa oyuncu mu?” ya da hemen google yapıyorum gazetede okuduysam. Sonra gördüklerime inanamayıp şu zamana kadar onları tanımadığım için mutlu, böyle insanların varlığını öğrendikten sonra onlar için acıma hissine kapılıyorum.

Sunday, November 22, 2009

Fosforlu Cevriye Bileti Olan?

Bayramda Ankara’da olacağım. Planlar yapmaya geçen haftadan başladım ama gel gör ki pek bir şey elde edemedim. Fosforlu Cevriye müzikalini Akün Salonunda izlemek çok istiyordum. Ankara seyircisi sanata açtır. Düşünemedim, bilet baktığımda Ankara günlerimde salonlar dolmuş hatta taşmış. Ankara seyircisi her zaman farklıdır. Oyuncuları yalnız bırakmaz. Keşke bana da iki kişilik koltuk bıraksaydınız.




Dış Dünyaya Broadcast

TAPS de gerçekten çok güzel biralar var. Bira hiç sevmiyorum diyen birisi bile kendi damak tadına göre mutlaka kaliteli, keyifli, lezzetli bira bulacağına eminim. Daha sonra dostumun doğum günü niyetine yine bebekte cafe Meya diye bir yere gittik TAPS'n çok yakınında bir yer. Yeni bir yere gitmek güzeldi, manzara güzeldi, bebek sevdiğim bir yer, insanlar güzeldi bir de tuvalet sorunu olmasa...

Gecenin sonlarına doğru “Orhan Veli Kanık” andık, şiirlerini okuduk ezberden.

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

Orhan Veli Kanık


Daha sonra Derviş Zaim’in “Tabutta Rövaşata” ve Serdar Akar’ın “Gemide” filmlerini konuştuk. Nerede kalmıştık? Mutlaka izlemeniz lazım.

Saturday, November 21, 2009

Dritti Umani

"...İsmim Arzu, transseksüelim (erkektim kadın oldum) ve lezbiyenim. Mimarım, heykeltıraşım. Brüksel Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi mezunuyum. Master ve doktoram var. Önce yazınızdaki inanılmaz bazı yanlışlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Öncelikle cinsel tercih lafını kaldırın ve yerine cinsel kimlik deyin. İkincisi, ''Benim, ailemden birinin ya da evladımın değişik bir cinsel seçimde bulunmamış olması sadece bir şans.'' diye yazmışsınız. Bu cümleniz ayrımcılığın ta kendisi. Lütfen söylemlerinizde heteroseksüel erkek egemen söylemleri kullanmayın. Şans sözcüğünü kullanmakla en başından eşcinselliği, travesti ve transseksüelliği bir normal dışı cinsel kimlik biçimi olarak algıladığınızı ortaya koyuyorsunuz. Normal denilen heteroseksüel cinsiyet kavramı, sadece üremeye yönelik Yahudi-Hıristiyan ahlak metodolojisinin yarattığı bir kavramdır. Çoğunluğun belli bir cinsel kimliğe sahip olması azınlığın normal dışı olarak değerlendirilmesini haklı kılamaz. Bu nedenle ''şans'' sözcüğünü kullanmış olmanız gerçekten bir talihsizliktir. Daha en başından sizinle özdeşleşmeyen cinsel kimlikleri dışlamış oluyorsunuz ki bu tamamen sübjektif bir değerlendirme olup, çok ayrımcı bir ifade tarzını ortaya koyuyor. “Son yıllarda yapılan araştırmalar eşcinselliğin yüksek oranla genetiğe bağlı olduğunu ortaya koymakta.” demişsiniz. Sizi bu konuda kimin bilgilendirdiğini bilemiyorum ama tümüyle yanlış olan bir araştırmalar ya da magazinsel bilgiler dizisinden söz ediyorsunuz sanırım. Son araştırmalar eşcinselliğin genetik olmayıp, fetüsün gelişme sürecinde hormonal yapılanmalarına bağlı olarak ortaya çıktığını kanıtladı
Diğer bir çok yan etken de söz konusu. Eğer dilerseniz size bu konuda çok yetkin yazar, araştırmacı ve akademik çalışma adı verebilirim. Ayrıca böyle karmaşık bir konuya girmeden önce Simone de Beauvoir'dan Michel Foucot'ya Judith Buttler'a kadar çok geniş bir yazar, akademisyen, dilbilim uzmanı ve felsefeciyi okumak gerekir. Yazınızın geri kalan bölümlerindeki çoğu söyleminize katılıyorum. Ama şunu asla unutmamak gerekir ki, eşcinselliği, “Madem bizim yaşam hakkımız var, Allah yarattığına göre onların da olmalı” gibi basit bir söylem düzeyinde ele almak yerinde, insanlar ister rahatsız olsunlar, ister kabullenmesinler, bir yaşam hakkı, cinsel ve toplumsal kimliğini açıklamak ve ifade etmek hakkı, eşit yurttaş olmak hakkı, demokratik tanınma hakkı ve azınlıkların haklarının korunmasının gerçek demokrasinin gereği olduğu gerçeği bağlamlarında ele almak gerekir. Saygılar ve sevgilerimle.
Arzu A."

To-Do List

To-Do List hazırlamışım zamanında. Hepsini yapmış olsaydım kendime aşık olacakmışım.


Burcu's Words


Ciao a tutti

Düzenli olarak bazı blogları takip ederim ve her zaman takdir ederim bu kadar düzenli ve özenli oldukları için. Peki benim niye yok... Yazı yazabilme kabiliyetim çok yoktur. Dilbilgisine dikkat ederim ama sayılarla iyidir aram. O yüzden zaten mühendis oldum. 2008 itibariyle bir iş kadınıyım. Bu konuda hem mutluyum hem değilim. Mutsuzluğumun ya da mutluluğumun cevabını daha bulamadım. Bulan varsa bana yazarsa sevinirim.Ben başka kimim... En zor soru. Burada yazdıklarımla; ilgi alanlarımı ben de keşfetmiş olacağım. Aslen Ankaralıyım ama iş hayatı sayesinde İstanbul’da yaşamaktayım. Yurtdışı geçmişim de var ki fark edeceksiniz en sevdiğim özelliğimdir görmediğim yerleri keşfetmek.Kahve ve çikolatayı çok severim şuanda da bilgisayarımın baş ucunda mükemmel kokan bir kahve ve çikolata yer almakta.


Bugün çok sevdiğim çocukluk arkadaşımın doğum günü partisi var. Bakalım nereye gideceğiz. Size yerle ilgili düşüncelerimi aktaracağım. Benvenuti a questo blog