Showing posts with label Events. Show all posts
Showing posts with label Events. Show all posts

Thursday, December 9, 2010

ONDAN BUNDAN

Malafa











Yarım kalmış olan oyunu tamamını izlemiş bulunmaktayım. Önceden de bahsettiğim gibi “...Malafa, kuyumcuların yüzük düzeltme ve yüzük numarasını saptama aracı. Oyun zaten Türkiyenin en büyük kuyumcu dükkanında geçiyor. Satmanın ve satın almanın öyküsü. "Satmak için kendilerinden vazgeçenlerin, satın almak için kendilerini kaybedenlerin öyküsü." Daha fazla yorum yapmak için çok erken oyunun devamını bekliyorum...” Daha fazla yorum yapmaya gerek yok, mükemmeldi.


Sessiz Gemi
Son günlerde dilimde sürekli Yayha Kemal Beyatlı’nın bu dizeleri var;

Artik demir almak günü gelmisse zamandan
Mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Ruhsal halimden dolayı olabilir mi acep...







Uçak v.s Tren
Seviyorum uçak yolculuğunu ama hiç bir şeye değişmem tren yolculuğunu.

Bi kere tadı bir başka. (Evet, türkiyeden değil avrupadan bahsediyorum)
Buarada ilk defa istanbulda trene bindim tuzladan bostancıya... Özlemişim treni.



Kendi Everest’inize Tırmanın – Nasuh Mahruki
Kişisel gelişim kitaplarına hiç ısınamadım ama bu kitabı sevdim; hayatımızdaki seçimlerimiz, içimizdeki potansiyelimiz ve en doğrusunu bulma çabası.

Kitabın önsözünden, Doğan Cüceloğlu... “Nasuh Mahruki onlardan biri değil. ”Herkes Everest’e tırmanamayabilir ama herkesin tırmanabileceği bir Everest’i vardır. Asıl olan birimizin diğerinden daha iyi olması değil, her birimizin kendi içimizde taşıdığımız potansiyeli, kendimiz için en iyi ve en doğru olanı bulmasıdır. Kendi potansiyelinin doruğuna ulaşan insan, zaten yaşam içinde diğerlerinin arasındaki doğru yerini de bulmuş olur.” İşte bu gelişmiş insanın biz bilinci. O nedenle, kitap aslında bir ruhsal yolculuğu anlatıyor…

Wednesday, October 27, 2010

HOW CAN I MAKE A DIFFERENCE?

Dün akşam kariyerim için büyük bir adım attım:P İş çıkışı ek işe gittim; evet, aynen öyle yaptım ekmek parası derdine düştük. Mühendislikten kazandığımız para yetmiyor akşamları da garsonluk yaparak geçinelim dedim.

Şaka bir yana Belçika konsolosluğunda dün akşam bir kaç en sevgili arkadaşlar ile birlikte gönüllü olarak garsonluk yaptık. InterNations için hazırlanan bir event de toplanan paraların TEGV gideceğini duyunca işin şekli değişti ve gönüllü oldum. İlgili event e buradan inceleyebilirsiniz.

Gönüllü olarak çalıştığımız için kimse bizden bir şey beklemiyordu. Biz kendimizi kaptırmıştık çalışmaya. Bol bol kaytarmacalar, kokteyl alanına kaynamacalar, insanlarla konuşmacalar, içmeler, gülmeceler...derken zaman bitti etrafı toparlama vakti geldi. Tonlarca ama tonlarca bardak bize kaldı ne yazık ki onları taşıma şansımız yoktu. Sponsor bardakları gönüllülere vermiş ama gönüllü olarak toplam yedi kişiydik. Herkes günün karı birer altılı bardak takımı aldı ve tshirt. Her şeyden önemlisi eğlencenin dışında hepimizin üzerinde bir huzur vardı. Gerçekten toplanan paralar TEGV gidecek duygusu. Birileri için bir şeyler yapmak duygusu güzelmiş. Bazı insanlar başkalarına yardım etmek için yaşıyor, bunun ne kadar huzur verici olduğunu anlıyorsunuz. Üç-beş saatlik servis işiyle bunu hissettiysem gerçekten Afrikalı aç bir çocuğun elini tutsam ya da okuyamayan bir kıza okuma yazma öğretsem kendim için de bir şeyler yapmış olacağım demek ki. Angelina Jolie aklıma geliyor...Kelimelerin şifasız kaldığı anlar;


Duygusallığın dışında geceden bahsetmek istediğim bir iki nokta var. Ben iş yerimden dolayı yarım saat rötarlı geceye katıldım. Her şeyi çok sevgili arkadaşlarım ve kardeşcağızım hazırlamıştı. Gelir gelmez elime bir tepsi verdiler. “Bunu bunu yapacaksın, rakibimiz bunlar, biraz güler yüzlü biraz agresif olacaksın, hedef kitlen bu.... en çok burada iş yaparsın” gibi cümleler yüzünden baya şoka girdim. Birincisi ben gönüllü değil miyim, ikincisi zaten verdiklerimiz bedava ister içerler ister içmezler niye bardakları zorla ellerine tutturuyor olacağım şeklinde bir şoktan sonra anladım ki bizimkiler kendi kendilerine hedef koymuşlar, şarap reyonunda duran kızların güzelliğine sinir olmuşlar:)

Tuesday, October 19, 2010

INTERCONTINENTAL

Çok sevgili arkadaşımla dedikodu yapa yapa 15 km yürüdük, öyle ya da böyle “I did it:)” 32. Kıtalararası Avrasya maratonunu start ve finish gördüm ve madalyamı gururla hak ettim.


Önemli olan kazanmak değil, kendimize koyduğumuz hedefi ve engelleri aşmaktır. Bu fotoğraflardan ders çıkartmıyorsak oyun başlamadan kaybetmiş sayılırız.

Tuesday, September 7, 2010

MEETING EACH OTHER HALFWAY

Dün akşam U2 konserine gitmek yerine planlandığı gibi "Going The Distance" filmi izlendi. (tam bir loser’lık kabul ediyorum)
Drew Barrymore'un filmdeki kıyafetlerini çok beğendim.
Onun dışında “Going the Distance” anlamını öğrenmiş oldum sevgili akıllı arkadaşım sayesinde. Çok zor bir görevi pes etmeden bitirmek gibi bir şey. Mesela if I update my curriculum vitae and search for a job, that would be going the distance. Right? (hişş sevgili akıllı arkadaşım oldu mu?)

Neyse, onun dışında fragmanlardan gördüğüm üzere güzel filmler geliyor.

Sunday, January 10, 2010

2010 FIBA World Championship


Güzel bir haberim daha var. Şahsen bizzat gitmek istiyorum. Bilet satışlarını takip etmekteyim.
Dünya basketbol şampiyonası Türkiye’de olacak:)


The 2010 FIBA World Championship will be hosted by Turkey from August 28 to September 12, 2010!!!



!f istanbul Bağımsız Filmler Festivali




9. !f istanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 11 Şubat 2010'da başlıyor!




film izlemeyi seviyorum, bağımsız filmleri farklı seviyorum, if film festivalinde bağımsız film izlemeyi en çok seviyorum.




Sunday, December 20, 2009

2010 Resmi Tatil Günleri

Çok sevgili dostum pınarımım benim için çok önemli olan bilgilendirme maili atmış. 2010 resmi tatil günleri :) :) :)
Tatil hayalleri bu günlere göre kurmaya başlayabilirim.

Monday, December 7, 2009

Contemporary Istanbul

Hafta sonunu yoğun yoğun geçirmeye özen gösterdim. Aslında bu haftasonu aralığı benim için Cumartesi 20.00da başladı, o saate kadar çalıştım. Kendimi iş çıkışı Kumkapı’da buldum. Arkadaşlar eğlenceye 2saat önceden başlamıştı. Alkol sayesinde herkes çok sevimliydi. Vur patlasın çal oynasın. En sevdiğim kardeşimin cümlesini aktarıyorum “İstanbul’a gelip de Kumkapıya gitmedik dememek lazımmış”. Göbekler atılmaya başladı ve bir daha durduramadık kendimizi. Gecenin devamı oldu ama maalesef ertesi günü baş ağrısıyla karşıladım. Aslında ben ne zaman dışarı çıksam ertesi gün ağrı kesici almadan yapamıyorum.

Her zaman gitmekten çok zevk aldığım Rumelihisarı’nda yer alan Kale’de kahvaltı keyfiyle güne başladık. Gerçekten denize sıfır, köy kahvaltısı kıvamında salaş, çok lezzetli omletleri olan bir yer. Bir kere ben kahvaltıda çayı sınırsız isterim ki sürekli bir tepsi çay geliyor ortaya bittikçe alıyoruz.

Devamında Lütfi Kırdar Kongre Sarayında Contemporary Istanbul Art Fair gittim, anlatılmaz yaşanır. Dünyanın dört bir yanından gelen eserler sergileniyordu. Maalesef dün son günüydü, keşke bir kere daha ve bir kere de daha gidebilseydim. Sonrasında taksimde alışveriş niyetindeydim ama gel gör ki yorgunluk ağır bastı. Yine de azimle taksime doğru yolumu belirledim, bir iki parça bir şey alarak sonrasında kardeşimi bekleme arifesinde en sevgili akıllı arkadaşım Pınarı ve onun yabancı nişanlısı Walter ayak üstü muhabbet. Yorgunluk olmasa bol bol zaman olsa neler yapacağım?
Pazartesi günü ne var?

....

.....

.... İş var...