Sunday, January 11, 2015
Sunday, August 31, 2014
How could I ask for more?
Pink isn't just a color it's an Attitude too ;)
Görüşmemin iyi geçmemesi bu çantayı hak etmediğim anlamına gelmez. Ayrıca yarın bir görüşme daha ayalamışlar. Umarım çok iyi geçer. Bu görüşme iyi geçerse kendimi aşağıdaki kolyeden almaya karar verdim.
Üzerine bir nazar boncuğu konduracağım galiba. içine de sevdiceğimin ismini yazdırabilirim ya da boş bırakabilirim. Yarın görüşmem çoook iyi geçsin nolur
Friday, August 22, 2014
Life is not about finding yourself. Life is about Creating yourself
Dün görüşmemi gerçekleştirdim. Kısa ama öz oldu. Ben gayet iyiydim ama şanslı değildim. Sabah moralimi bozdum. Üzüldüm, başımı ağrıttım ama sonra sevgili Ezgicigim guzel telefonu ile kendime geldim.
Keep looking do not settle... Görüşmenin beklediğim gibi olmamasına rağmen o çantaya bakmaya gittim, şansım devam ediyor, yerinde değildi. Bir sonraki indirime kaldım.
Akşam balayımızdan aldığımız Porto şarabını açtık, tatlı - sert şarabı içtik. Yüzüm güldü günün sonunda:)
Portekiz ayrı güzeldi ama Porto hayranlığım devam ediyor. Tekrar hatırladım.
Wednesday, August 20, 2014
I think the older I get, the more I realize that the ultimate luxury is time - MK
Bugün bir arkadaşımın maili ile çok sevgili blog'umu hatırladım.
Buralardasın mutlu oldum. Bir dilek... Yarın bi görüşmem var, eğer iyi geçerse kendime aşağıdaki çantayı almak istiyorum. Tabii hala indirimdeyse. Maalesef indirimsiz almaya kalkarsam 3 beden büyük gelebilir.
Nolur görülmem iyi geçsin....
Buralardasın mutlu oldum. Bir dilek... Yarın bi görüşmem var, eğer iyi geçerse kendime aşağıdaki çantayı almak istiyorum. Tabii hala indirimdeyse. Maalesef indirimsiz almaya kalkarsam 3 beden büyük gelebilir.
Nolur görülmem iyi geçsin....
Aslında bire bir budur,
Thursday, August 2, 2012
Wednesday, August 1, 2012
Hallejulah, It's raining men
Bu aralar hiç sevmediğim ama farklı bir alternatifim olmaması nedeniyle ido deniz otobüsüyle yolculuk yaparken tam yanımda oturan bir annecik ve
yavrusuna istemeden kulak misafiri oldum. Yavrusu soruyordu “anne, yağmur nasıl yağıyor,
nereden geliyor, neden yağıyor?” Heyecanlandım, ne cevap vereceğini merakla
bekledim. Düşündüm cevap kolay değil ama evde yemek yapıyordur, tencerelerden
biraz görmüştür. Bulutları tahmin eder, ama anlatamaz heralde diye düşündüm.
Sonra dedim, eve gidince birlikte internetten araştırırlar. Ben galiba Türk
halkından çok şey bekliyorum:) Annecik dedi ki “Allah yağdırtıyor, ne zaman ve nereye o karar veriyor.” Nokta.
Ağzım açık kaldı. Bu cümleyi söyleyeceği hiç aklıma gelmemişti. Bu kadar işi
Allah’a bırakmasak olmaz mı diye düşündüm.
Az buçuk bilgimle çocuğa anlatsam mı diye düşündüm, bi yerden başlarım diye düşündüm ama sonra kulaklığımı taktım,
kitabıma yani kendi dünyama dönüş yaptım.
IDO Deniz otobüsleriyle ilgili geçen sene 7 tl aldığım
Kartal – Yalova seferini 16 TL aldığım zaman iş yerine aldığım bileti götürüp ben de bu oranda zam
istiyorum demek istedim. İyi hadi özelleştirdiniz ama
bizim nasıl bir suçumuz var. Benim gariban maaşım bu kadar zam almıyor.
Burayı çok özlemişim. :)
Monday, March 12, 2012
flip flops are NOT what to wear!
Biraz önce kaybettiğim havanianas bir tane aldım. Brikenstock
yerine geçemez ama bunların kullanım alanları da farklı. İhtiyaç var
Thursday, March 8, 2012
Vacation used to be a luxury, however, in today's world, it has become a necessity.
Bu aralar 4 günlük
bir yerlere kaçma planları yapıyorum. Ege tarafları özellikle Bozcaada/Kazdağı
arasında gidip geliyorum. Bir insan bu kadar mı karasız olur, bir şeye karar
veriyorum, sonra bi maliyet hesaplaması yapıyorum, evdeki hesap çarşıya uymuyor.
Diyorum ki ben bu paralarla dünyanın hemen hemen her yerine giderim. Bu sefer
yurtdışı uçak biletlerini araştırmaya başlıyorum ama başka yerlerde
tıkanıyorum. Tıkanmamın nedeni tamamen bi şeye karar veremiyor olmam. Arabayla
Bozcaada’ya gitmek bir günlüğüne de Kazdağı’nda konaklamak ne güzel olurdu. Her
şey bu kadar pahalı mı olmak zorunda. Hem fiyatları uygun olsun istiyorum hem
de çok şirin güzel yerlerde kalmak istiyorum. Acaba vize sürem ne kadar kaldı.
Ha bitti bitecek… Bittiyse Bozcaada-Kazdağı arasında gidip gelebilirim. Aaa
Kaş’a mı gitsem acaba. Uçak biletlerine ben bi bakayım… Ya da Paris gitsem, ne
güzel olur ama o kadar kalabalığı da hiç sevmiyorum. Aaa ben Portekiz’e hiç
gitmedim. En iyisi oralara gitmek ama 4 gün oralara gitmek için değmez… Ay ben
ne yapacağımmmmm
p.s: aklımdan bunlar geçerken Woody Allen’ın
mükemmel filmi Midnight in Paris aklıma geldi.
DON'T DISTURB
Bu aralar kedi gibiyim. Yanlış anlamaya mahal vermemek adına
hemen konuyu açıyorum. Eve gelir gelmez iş kıyafetlerimden kurtuluyorum,
ayıcıklı pijamalarımı giyip, kendime atıştırmak için bir şeyler alıp kaloriferin
altına geçiyorum ve orada mayışıyorum, evdeki favori yerim kalorifer&
kırmızı minderim oldu. Sıcacık rahat yerimde mutlu mesut ve huzurlu oluyorum.
Kedi demek aslında haksızlık olur ben artık garfield’immmm… Bu konuda da hiç
mutsuz değil. Sırtımı kaloriferi dayayıp o sıcaklığı aldıktan sonra hiç bi yere
gidesim gelmiyor. Aslında bunlar anlatılmaz yaşanır.
Bu kadar haksızlık yapmamam lazım kendime, bugün yüz milyon
mil uzaklıkta yaşayan en sevgili arkadaşıma bir mail attım. Gerçekten güzel bir
fikir sundum. Kendi işimizi yapabiliriz, gerçi bizim gibi garfield’lardan zor
çıkar kendi işimizi çıkartmak. Kolları sıvamamız lazım. Gerçekten yapabilirsek
çok güzel işler çıkartabileceğimize inanıyorum. Yatırım için belirli bir
sermaye de lazım. O konuda da sıkıntılar yaşayacağız galiba:)
Onun dışında yapmak istediğim bir diğer iş minicik ufacık
huzur dolu havasının güzel olduğu, denizi olan, güzel zeytinyağların bulunacağı
güzel bir yerde butik otel açmak. 7-8odalı bi yer yeter de artar. Orayı
işletmek ne güzel olurdu. Sabahları kalkar güzel uzun sağlıklı kahvaltımı yaparım
ve güne güzel başlarım. Artık sabahları kalkarken zorlanıyor muyum neyim? Benim
gibi sabah erken kalkmayı seven bi insan zorlanırsa, diğer insanların durumunu
düşünmek istemiyorum.
Bunları yazmamın bir nedeni de milli piyango aldım. Çıkması
durumunda aklımda olan her iki işi de yapacağım.
Bugün ne yapıyorum, çok sevgili başka bir arkadaşımla
pilates gideceğim ama Cuma annem geliyor evimi toparlamam lazım, mutfağa
kahvaltı malzemeleri almam lazım. Hepsini bugün için de halletmem lazım.
Bunların dışında 8 Mart kadınlar gününü kutluyorum…
Friday, January 6, 2012
INCALCULABILITY
Beynimiz öyle bir yapı ki her durumda mutlu olmanın bir yolunu buluyor. Konferanstaki örnekler daha da ilginç. Bir adam düşünün, piyangoda büyük ikramiye kazanmış. Bir başkası felç olmuş. Bir yıl sonra mutluluk değerleri eşit çıkıyor. Alışıyorlar. Ama kendini kandırma gibi değil, gerçekten mutlu olmuşlar.
Başka bir deneyde senden iki tablodan birini seçmen ve eve götürmen bekleniyor. 15 gün sonra geri getiriyorsun ve ortaya çıkıyor ki sahip olduğunu daha çok, sahip olmadığını daha az sevmeye başlamışsın. Bunun hafıza sorunu olan hastalarla tekrarlamışlar (sahip olduğunun hangisi olduğunu bilmeyen, hatırlamayan) sonuç aynı çıkmış. Beyin seçtiğini daha çok seviyor. Şu durumda sevdiğini elde edemezsen, elde ettiğini sev meğer ne akıllıca bir tavsiyeymiş diyebiliriz...
Daha ilginci, yine öğrencilerle bir deney daha yapmışlar. Onlardan iki fotoğraftan birini seçmelerini istemişler. Birinci gruba, istediğiniz an fikrinizi değiştirebilirsiniz demişler. Diğer gruba karar verin, öteki resmi uzaklara yollayacağız demişler. Bir süre sonra, birinci grubun huzursuzlandığı, akıllarının diğer resimde kaldığı, buna rağmen ikinci grubun ellerindeki resmi çok daha fazla sevdiği ortaya çıkmış.
Yani sonuç... Fazla seçenek mutsuz eder. Özgür irade, karar değiştirebilme yetisi, fazla olasılık bizi mutsuz eden şeyler. Koyunlardan öğreneceklerimiz var. Hep o mutlu bakışın sırrını merak etmiştim:)
İnsanın hayatında çooook büyük olduğunu sandığı ama aslında oldukça önemsiz kararlar var. Üniversite seçmek mesela. Ben düşünüp durmuştum, o mu, bu mu, hangi il, hangisi? Annem sürekli, düşünme, ne seçersen seç onu seveceksin nasılsa demişti. Çok saçma gelirdi, tuhaf gelirdi. Gözüken o ki beynimizin çalışma prensibini, mutluluğun anahtarını bulmuş çoktan. Deneysiz meneysiz hem de.
Gerçekten de diyelim fizik istiyorsunuz, kimya kazandınız. Zamanla kimya aslında çok daha iyiye ikna olacaksınız. Hem de ulaşamadığı ciğer sendromu değilmiş bu.
Yani seçenekler arasında öyle ahım şahım fark yok. Bunu öğreneli beri sevgiliyi çıldırtıyorum. Öğlen yemeğe gidelim, nereye gidelim diyor, ben farketmez, nasılsa hepsinde mutlu olacağız diyorum:) Rastgele seçiyoruz.
Tabi amaç mutluluk mu? Bence değil. Hayatın amacı mutlu olmak ve mümkün olan en fazla hazzı elde etmek değildir. Bu ayrı bir konu.
Ama mutsuzsanız yapılacak ilk adım, hayattaki belirsiz noktaları iyi-kötü bir sonuca bağlamak. Belli olsun ve onunla yaşamaya alışın. Hayat kısa.
AN AGENDA OF DOMINANCE
Hala iş yerinde 2012 ajandası dağıtılmadı, inanamıyorummmm… ;) Ajandam olmayınca çalışasım da gelmiyor, her şeyi not almam, to-do list oluşturmam gerekir ama bir ajandam olmadığı için hiç bi şey yapasım gelmiyor. Acaba bu hissimin bugünün Cuma olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?
Güzel, eğlenceli, mutlu ve huzurlu bir haftasonu geçirmek dileğiyle...
Güzel, eğlenceli, mutlu ve huzurlu bir haftasonu geçirmek dileğiyle...
OFF-BALANCE
Hayatta bazı kararlar almak beni çok rahatlatıyor. Sevmiyorum öyle arafta kalmayı. Mutlaka acil bir şekilde öyle ya da böyle karar vermem lazım. Bekleyemiyorum, sabırsızım bir nevi. Aynı zamanda bi insan ne kadar kararsızsa ben de o kadar kararsızım. Daha fazlası olamaz. Terazi burcu işte, ortamda dengeyi sağlayıp kendi içinde kararsızlıklar silsilesi… zaten dalga geçerim yürürken “adımımı atsaaaammm mııı atmasam mııııı….” Yine de kendimi bu aralar geliştirdim:) Kararlarımı hızlı bir şekilde alıyorum ve böyle daha mutlu ve huzurluyum.
Wednesday, January 4, 2012
CHEERS TO A NEW YEAR
Vakit geldi artık… Yeni yıla girdik ve hatta 4 gün geçti üzerinden. Yeni dilekler, hedefler ve umutlar var herkesin. Olmazsa olmaz. Bence insanı mutlu eden bu hedefler. Dileklerim kimseninkisinden farklı değil, bildiğimiz dilekler. Onun mutlu olması, bunun mutlu olması, şunun mutlu olması…blabla bla
Yeni yıla güzel başladımJ Bol bol tatil yapmak, sürekli bir yerlere gitmek istiyorum. Görmediğim yerleri görmek istiyorum, farklı faklı bol bol ülkelere ayak basmak, oralarda gezinmek sokaklarında kaybolmak istiyorum. Biliyorum bunları yapmam çok zor değil. Sadece biraz daha fazla para kazanmam lazım. O yüzden işimde de çok başarılı olmak istiyorum, bol paralar kazanıp çok güzel yerlerde çok güzel yemekler istiyorum. Hiç hayatımda hırslı bir insan olmadım ama bu en önemli dileğimi amacımı yerine getirebilmek için işimde gücümde başarılı olmam lazımJ Hahaha çok güldüm kendime..
Güne güzel başlamanın bir püf noktası, mis gibi yeni demlenmiş çay. Bardağımı bana starbucks kahve eğitimine gittiğim zaman hediye etmişlerdi. Yılbaşı kapsamında bu bardaklar bol bol satılmıştır.
Yeni yıla güzel başladımJ Bol bol tatil yapmak, sürekli bir yerlere gitmek istiyorum. Görmediğim yerleri görmek istiyorum, farklı faklı bol bol ülkelere ayak basmak, oralarda gezinmek sokaklarında kaybolmak istiyorum. Biliyorum bunları yapmam çok zor değil. Sadece biraz daha fazla para kazanmam lazım. O yüzden işimde de çok başarılı olmak istiyorum, bol paralar kazanıp çok güzel yerlerde çok güzel yemekler istiyorum. Hiç hayatımda hırslı bir insan olmadım ama bu en önemli dileğimi amacımı yerine getirebilmek için işimde gücümde başarılı olmam lazımJ Hahaha çok güldüm kendime..
Güne güzel başlamanın bir püf noktası, mis gibi yeni demlenmiş çay. Bardağımı bana starbucks kahve eğitimine gittiğim zaman hediye etmişlerdi. Yılbaşı kapsamında bu bardaklar bol bol satılmıştır.
Yeni yılda kendime aldığım hediyeler. Ben bu kadar küçük şeylerle nasıl bu kadar mutlu olabiliyorum?
Cambridge Satchel Bag, hem de en yeşilindenJ
Monday, November 21, 2011
COINCIDENCES, A TRUE PARADOX
Kış ritüelim olan dizi sezonunu açmış bulunmaktayım. Bu sene favorim Modern Family ve en büyük hayranlarından biriyim. Bu kışı bu diziyle bitiririm. Fazlasına da çok gerek yok. Bunun için bile vakit ayırmak gerekiyor.
Cuma günü Borusan Müzik Evinde konsere gittik. Konser hakkında yorum yapamayacağım ama modern sanatı çok sevmediğimi aslında içinde modern geçen pek çek şeyi beğenmediğimi fark ettim. (Modern Family hariç:))
Bu hafta sonu baya ilginç kişilerle ve vakalarla karşılaştım. Ayhan Sicimoğlu Aralık sonundaki konserine bileti alsak mı daha sonra mı alsak diye konuşurken sorumlu arkadaş bileti sonra alabileceğimizi ama iyi bir yer izleme garantimizin olamayacağını bize bildirdi. Hazır bizde Borusan’dayken bileti iyi bir yerden izleyebilmek için alalım dedik. Parayı ödediğimizde yerlerimizin nerede olduğunu sorunca konserin ayakta olduğunu söyledi. Yorum sizin:)
İstanbul’da Beşiktaş stadyumun oradaki yokuştan trafikte giderken arkadaki bi makam arabası sağa geçilmesi için anons yaptı ama belirtmeden edemeyeceğim sağ taraf geçmek için yer yoktu. Zaten sola dönüş tarafındaydık ve sola döndüğümüzde trafik polisi bizi durdurdu. Kendisi de bizi tam olarak neden durdurduğunun farkında değildi. Bakanın hayatını tehlikeye attınız dedi. Arabayı süren arkadaşımla baya şaşkın bi ifadeyle Bakan mı? Ne Bakan’ı diye sorduğumuzda, bilmiyorum bi Bakan işte cevabını verdi. Gülsek mi ağlasak mı bilemedik. Daha sonra polis bize ceza yazmak istiyor ama ne yazacağını da bilmiyor. Camları filmli diye ceza yazdı, camlar filmli değil neyse yazdı aklına gelen bi kaç ceza. Cezayı imzalamadık doğal olarak çünkü bizi neden durdurduğunu bilmeye bi polisle karşılaşmadık işini de bilmeyen bir polisle karşılaşınca zaten biz de ne yapacağımızı şaşırdık. Makam arabasını Bakan olarak anlaması mı filmli olmayan camlara filmli diye ceza kesmesi mi… Neyse daha fazla yorum yapmayacağım. Ceza gelince zaten trafik mahkemesine başvurulacak.
Annemin köpekli biri tarafından tasmayı açıp şu köpeği senin üzerine saldırım diye biri tarafından tehdit ediliyor. Allahtan cesaretlidir annem. Köpekcağızın ne suçu var, sahiplerini seçme hakları yok:(
Daha sonra başka bi kaç bi şaçma sapan bi şeyler. İnsanlar mı garipleşti, soğuktan hücrelerimiz mi dondu anlamıyorum.
p.s:Dün çok güzel iki film izledim, Tomboy ve Beginners. Güzel film izlemeyi, buna zaman ayırmayı seviyorum.
Sunday, November 13, 2011
SET FIRE TO THE RAIN
Şifremi unuttuğumdan hatta sayfamın hala bıraktığım yerde olmadığını düşünerek heyecanla bilgisayarımı açtım. Bu güzelim benim sayfamı bu kadar yalnız bıraktığım için çok üzüldüm. Okuma yazmayı öğrendiğimden beri hep günlük tutmaya çalıştım ve burası da benim için sanal günlük olmalıydı. Ara ara yalnız bırakacağım ama bu kadar ara vermek benim bünyeme iyi gelmedi galiba.
Nerelerdeyim ne yapıyorum… Çok zaman geçti ama bi yerlerden yakalamam gerekiyor. Şuanda Adele dinliyorum. Set fire to the rain, tavsiye ederim bu aralar takmış durumdayım, nasıl bi ses hayranlık içindeyim.
Bugün ki planım bi kaç saat bebek bakmış olan arkadaşımı arayıp, zamanının nasıl geçtiğini öğrenmek. Adele dinlemeye devam, pazarın keyfini çıkartmak, bi kaç saatliğini çok sevdiğim insanı da alıp iş yerinde verilecek bir kokteyle katılmak (nasıl geçecek merak içindeyim) ve akşamında saat kaç olursa olsun yüzmeye gitmek ve sıcacık buhar banyosuyla birlikte kendime gelerek çok iyi geçmesini istediğim yeni bir haftaya başlamak.
Her gün buralarda görüşmek üzere….
.....
All the things you'd say, they were never true, never true
And the games you play, you would always win, always win
But I set fire to the rain.......
And the games you play, you would always win, always win
But I set fire to the rain.......
Monday, October 10, 2011
Blogger
Iphone ilk postum galiba...mukemmel bi application,suanda test asamasinda oldugu icin kesin bi sey soyleyemiyorum ama yogunluktan sikayet edip blog yazmayi birakmak yok artik:)
Test sonuclarimi paylasacagim...
Test sonuclarimi paylasacagim...
Thursday, September 15, 2011
Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.
Çok sevgili arkadaşım buralara yazmamı söylüyor hadi bakalım. Bak Bukowski benim için ne yazmış;
Saturday, September 3, 2011
Birkenstock's are still a Classic
Bütün yazı birkenstock'larla geçirdim, baharı ve kışı nasıl geçireceğim! Senelerdir birkenstock giyerim ve ne kadar güzel sandaletler görürsem göreyim yine de o mükemmel rahat birkenstock bırakamıyorum ve bırakmayı düşünmüyorum, başka bir sandalet giyeni anlamıyorum çünkü çoooook ergonomikler.Hayatımı güzelleştirdiler :)
Her zaman olduğu gibi klasik renkleri sevdim.
Friday, September 2, 2011
AUTUMN
En sevdiğim mevsim geldi:) Bu mevsimde doğmamın bir nedeni midir bilmiyorum ama sonbaharı hiç bir mevsimi sevmediğim kadar çok seviyorum:)
VAR MI DAHA ÖNEMLİSİ
Konuşacak, anlatacak ve en güzeli paylaşacak çok konumuz var. Zaman zaman da birlikte yaşayacağımız maceralarımız var. Yediklerimizi anlatacak hatta anlatırken yapacak ve birlikte bitirecek tariflerimiz var. Filmlerimiz var ve yeni çıkan güzel filmleri birlikte izleyeceğimiz zamanlarımız var. Keşiflerimiz var ve dahası var...
Subscribe to:
Posts (Atom)











.jpg)





























